27.07.2017, Perşembe
 
 
ENGLISH    
 
ANASAYFA
HAKKIMIZDA
ÜRÜNLERİMİZ
PAYDAŞLIĞIMIZ
ÖDÜLLERİMİZ
REFERANSLARIMIZ
İNSAN KAYNAKLARI
BİZE ULAŞIN


Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
Untitled Document
PAYDAŞLIĞIMIZ - NELER OLUYOR

ÇAY Sektörü Rekabete Hazırlanıyor...

Biz; bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır diyen, fakat daha çok çay içen bir neslin çocuklarıyız.

Dünden bugüne gelene kadar pek çok evreler geçirmiş olan bu masum içecek, kültürler arasında çeşitli farklılıklar göstermektedir. Örneğin İngiliz’lerin çay saati kavramı ve sütlü çayları, Japon’larınsa bilgeliğin ve sabrın temsilcisi olarak inandıkları çay seronomileri bu kültürlerle adeta özdeşleşmiştir. Türkiye’de ise çay bölgelere göre farklılık göstermektedir. Örneğin Doğu bölgelerimizde kıtlama ve ince belli bardakta içilen çay, batı bölgelerimize geldikçe yerini birbirinden renkli kupalarda içme alışkanlığına devreder.

Çay denince aklıma keyifli sabah kahvaltıları, stresli iş toplantıları esnasında verilen bir içimlik mola, akşam ailece gidilen komşu ziyaretleri gelir. Şimdilerde çay makinelerinin etrafında çay geleneğini sürdürmeye çalışsak da ben boğaza karşı semaverde içilen çayın tadını hiçbirşeyle değişmem.

Ülkemizde çayın doğuş hikayesi ise oldukça ilginç.

Fındık yetiştirerek geçinen Karadeniz halkına ikinci bir iş olanağı yaratabilmek ve bol yağıştan yararlanabilmek için Batum’dan getirilen çay fidelerinin bölgeye dikilmesiyle başlayan bu macera, çayın günlük yaşantımızın bir parçası olmasıyla devam etmektedir.

Çay göründüğü kadar basit ve yalın bir ürün değil. Fidelerinin toplanması ve işlenmesi büyük bir titizlikle gerçekleştirilmeli. Çünkü hassas bir ürün olan çay makasla toplandığı takdirde zarar gördüğü için kalitesinden ödün veriyor. İyi çay; “2,5 yaprak” diye tanımlanan, çay dalının en üstteki 2.5 yaprağından üretiliyor. Çayın kaliteli olabilmesi toplama ve işleme aşamasında özen gösterilmesiyle sağlanıyor. Türkiye çay üretimi aşamasında iki farklı üretim tekniğini (kesme ve burma) bir arada kullanarak kendi üretim teknolojisini geliştiren bir ülke.

Çay pazarı dünyada oldukça geniş bir pazar. Çay üretiminde dünya sıralamasında 5. sıradayız. Bizden önce sırasıyla Hindistan, Çin, Sri-Lanka, Endonezya gelmekte. Üretilen çayın %97 si siyah çaydan oluşuyor. Aromalı çaylar, meyva ve bitki çayları bu pazarda küçük bir bölüm oluşturuyor.

Dünya sıralamasında 5. sırada olmamıza rağmen, çay ülkemizde sadece Karadeniz bölgesinde yetiştirilmektedir. Karadeniz bölgesinde ise başta Rize olmak üzere Ordu, Giresun, Artvin çay yetiştirilen illler arasında yer alıyor. Üretimde yaşanan en büyük sorunlardan birini yaz aylarında 4 kez hasat alınabilmesi oluşturuyor. Buradan da anlaşılacağı gibi çay fabrikaları yılda sadece 3 ya da 4 ay çalışabiliyor.

1971 yılında çıkarılan bir kanunla çay yetiştirme, alım, işleme ve satış işlemleri Çaykur Genel Müdürlüğüne devredilmiş, bu devlet kuruluşu 1973 yılında aynı isimle faaliyete geçmiştir. Çaykur Karadeniz bölgesinin en büyük kuruluşudur. Çaykur’un üretim kapasitesi yaklaşık 6.800 ton/gündür. Yaklaşık 10 yıl boyunca devlet tekelinde kalan çay üretimi, öte yandan politikacılar için de önemli malzemelerden biri olmuştur.

1984 yılında çıkarılan yeni kanunla çay tarımı, üretimi ve satışı serbest bırakılmıştır. Bu tarihten sonra özel sektöre ait birçok fabrika ve imalathane kurulmuştur. Şu anda özel sektöre ait 312 adet fabrika ve imalathane bulunmaktadır. Toplam üretim kapasiteleri ise 11.089 ton/gündür.

Önceleri Çaykur’dan aldığı çayı farklı isimlerle markalaştırarak satan özel şirketler, şimdilerde kendi çay fabrikalarını kuruyorlar. Bu şirketler için özellikle Almanya pazarı önem taşıyor.

Halen Türkiye pazarının %65’i Çaykur’un, %35’i özel sektörün elinde.

Tüketimde ise ülkemiz dünya sıralamasında dördüncü sırada yer alıyor. İlk 3 sırada sırasıyla İrlanda, Kuveyt, İngiltere yer almakta. Hal böyle olunca üretimin yanı sıra yabancı çayların market raflarında tüketiciyle buluşması kaçınılmaz oluyor.

Türkiye, çay üretiminde en büyük üretici ülkelerin arasında yer almasına rağmen çay ihracatından yeterli payı alamamaktadır. İç tüketimin oldukça fazla olması, maliyetlerin yüksekliği, bitki ve işleme kalitesinin düşüklüğü bu sonucu doğurmuştur.

Çayın üretim geçmişi, ülkemizde çok eskilere dayanmıyor olmasına rağmen kısa süre içerisinde büyük gelişme göstermiştir. 1950’li yıllarda çay üretimi 25 bin tonun altında gerçekleşirken son yıllarda 200 bin tona yaklaşmıştır.

2004 yılında en pahalı çayı kilosuna 6.610.806 TL ödeyerek KİLİS içti.
Kilis gerek tarihi zenginlikleri gerekse kültürel potansiyeli açısından fazlasıyla zengin bir sınır ilimiz. Özellikle Doğu bölgelerinde çay demiyle ünlüdür ve genellikle rengi çok koyu olur.
Çayı bol tüketen ilimizin, en pahalı çayı içme nedeni yabancı (kaçak) çayların çok fazla tüketilmesi ve yerli çaylara yeterli talebin olmaması.

2004 yılında en ucuz çayı kilosuna 4.594.445 TL ödeyerek AFYON içti.
Afyon yıllarca sanayileşme sürecine girememiş olmasına rağmen, son yıllarda özel sektörün yatırımıyla sanayileşme alanında gelişme göstermiştir. Özellikle kaymak, kaymaklı şeker ürünleri ve nefis sucukları Afyon’la adeta özdeşleşmiştir. En ucuz çayı içmelerinin nedeni de ticari hareketlenmenin ve coğrafi konumun buna elverişli olması diyebiliriz. Talebin fazla olması rekabeti artırmış dolayısıyla fiyatın düşmesine sebep olmuştur. Hangimiz gideceğimiz yer neresi olursa olsun Afyon’da sıcak bir çay molası vermemişizdir ki...

Çay dediğimizde aklımıza ilk gelen isim hep Çaykur olmuştur. Ancak son yıllarda özel sektörün reklam kampanyalarıyla hafızalarımıza kazımaya başladığı markalar arasında Doğuş Çay, Balküpü Çay ve dünya da %25 lik bir pazara sahip ithal Lipton Çay yer alıyor.

Çayın sağlığa katkısının büyük olduğu düşünülüyor. İngiltere’deki New Castle Üniversitesi’nden bilim adamları, yaptıkları araştırmada çay içmenin çağımızın amansız hastalığı Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olabileceğini belirtmişler. Alzheimer ilacı henüz bulunmamakla birlikte düzenli olarak içilen çayın bu hastalığın gelişimini engellediği konusunda hemfikirler.

Bütün bunların yanısıra çay sektöründe yaşanan sıkıntılar yadsınamaz. İlk çay fabrikasının müdürü Asım Zihnioğlu yazdığı “Bir Yeşilin Peşinde” kitabında, anılarını, deneyimlerini ve görüşlerini meraklılarıyla paylaşıyor. Çayın Türkiye’deki hikayesini ve sıkıntılarını canlı bir tanıktan izlemek isteyenlere bu kitabı okumalarını tavsiye ediyoruz.

Çay alımlarına politikacıların oy kaygısıyla müdahale etmesi uzun yıllar kaliteden ödün verilmesine neden olmuştur. Şimdilerde ise Çaykur’la rekabet etmeye çalışan küçük firmalar körpe dallar yerine kart yaprakları toplayarak düşük fiyatla satmaktadırlar. Özellikle toplu tüketim noktalarında tercih edilen bu çaylar, sadece kalitesiz olmakla kalmıyor, sağlığımız açısından da tehlike oluşturuyor. Çay çok hassas bir ürün olduğu için işleme ve depolama sürecinde çok dikkatli davranılması gerekiyor. Aksi takdirde çay küfleniyor ve sürekli içilen küflü çay karaciğer hastalıklarına yol açıyor.

Son dönemde hızlanan marka yaratma bilinci körpe yaprak satışını hızlandırsa da, yetersiz işletme sermayesi ile ayakta kalmaya çalışan firmalar kart dal satışına fiyatları düşürerek devam ediyorlar.

Çayın gelişimi için çaya daha iyi bir bedel ödenebilir. Bu sayede çay kalitesinde düşüklük önlenebilir. Verilen ücretler o yıl içerisinde ödenebilir. Çay bahçeleri gençleştirilebilir. Çaykur’un üzerinde ki istihdam yükü azaltılabilir... Ne yapmamız gerektiğini biliyoruz da, kim, nasıl ve ne zaman sorusunun cevaplarını bilmiyoruz galiba.

Çay 60 yıl içerisinde çok hızlı gelişme göstermiş, günlük yaşantımızın olmazsa olmazları arasına girmiştir. Mevcut kaynakları doğru kullandığımızda, hızla gelişecek bir potansiyele sahibiz. Özellikle boya kokan bir çok yabancı çayın yanında, bizim çayımız buram buram kokusuyla, tavşan kanı rengiyle bir başka durur.

Çay ürün çeşitliliği fazla olan bir ürün. Hepimizin bardağından eksik etmediği siyah çay, son günlerde trendi yükselen zayıflama çayı olarak da gündeme getirilen yeşil çay, aromalı çaylar, bitki ve meyva çayları her isteğe hitap edebilecek bir sektör oluşturuyor. Eskiden sadece içecek olarak değerlendirilen çaylar, özellikle fitoterapi’nin yaygınlaşmasıyla çeşitli karışımlar şeklinde eczanelerin raflarını süslüyor. Çay artık tıbbi bir ürün...

Bu pazara girmek isteyenler, çok geniş bir yelpazede yer alan tüketici kitlesini iyi incelemeli ve çok sayıda farklılaştırılmış ürünle pazara girmeli diye düşünüyorum. Ayrıca tüketici, damak zevkine uygun ürün konusunda henüz beklentisini karşılayamamış durumda. Bizden söylemesi...

Çay gibi; sıcacık dostluk ve buram buram yaşama sevinci kokan bir ömür diliyorum.

Sağlıcakla kalın,

Aslıhan ALSAN
19 Ocak 2005

•
Sağlık kaynağımız ; SÜT ve ÜRÜNLERİ
•
Keyif Arkadaşımız: KURUYEMİŞ
•
ÇAY Sektörü Rekabete Hazırlanıyor...
•
Aslanın Midesindeki Ürün: EKMEK
•
Çoğu Zarar Azı Yarar : ALKOLLÜ İÇECEKLER
•
Hem Ağlatan Hem Güldüren: TAVUK

 

Neden Yazılım Devi Olamadık ? (Melek BAR ELMAS)
Genel Müdürümüz Melek BAR ELMAS TRT Televizyonuna "Üretimden Kalkınmaya" programına konuk konuşmacı olarak katıldı...
Melek BAR ELMAS "RADYO PINK"te...(22 ve 24 Nisan 2007 tarihlerinde)
İnternet ortamında "Destek Hizmetlerimiz" başladı. 02.10.2006
"Türkiye Bilgisayar Yazılım Meclisi" oluşturuldu.
KAGİDER'in ikinci üye Workshop'u 28 Mart 2007 tarihinde Genel Müdürümüz Melek BAR ELMAS'ın da katılımıyla gerçekleşti.
Alem Dergisi (21.03.2007) KAGİDER'de Görev Değişimi
Pazarola Dergisi : "Ödül, Gurur, Bilgisayar, Poğaça" Şubat 2007
Ücretsiz "Temel MS Excel" seminerimizi gerçekleştirdik. 31 Ocak 2007
Ücretsiz "Temel MS Windows" seminerimizi gerçekleştirdik. 10 Ocak 2007
İşte "Akıl İşleri" GLOBAL Aralık 2006
© Copyright MERLİN BİLGİSAYAR 2005